Fen Edebiyat Fakültesi

İngiliz Dili ve Edebiyatı (İngilizce)

Pandemi Günlüğü

Pandemi Günlüğü: Covid-19 Hikayeleriniz

Kriz Zamanlarında Öyküleme

 

“Hava olmadan hücrelerimiz ölür. Hikayeler olmadan benliklerimiz ölür.” (Neil Postman)


“Bir günlük yazmak, hissetmek için uyarıcı bir görev görebilir. Yazara, hapishaneden mi, cepheden mi, hasta yatağından mı, yoksa kendi evinin güvenliği ve rahatlığının sağladığı mutlu bir ortamdan mı yazdığı, canlı olduğunu hatırlatabilir.” (Katy Waldman-Pandemi Döneminde Kişisel Düşüncelerin Değeri Üzerine).

 

Dünyanın farklı yerlerinde evlerimizde aynı korku ve umut duygularını paylaştığımız bu zaman diliminde, gelecek çok belirsiz görünüyor. Neden böyle bir zamanda hikaye yazmalı ve deneyimlerimizi paylaşmalıyız? Yazmak, umutlarımızı, korkularımızı ve beklentilerimizi ifade etmek ve toplumsal deneyimlerimizden yararlanmak içindir. Anne Frank'in günlük kayıtlarından Samuel Pepy'nin Londra'daki “Veba Yılı Günlüğü” ne (1665) ve Daniel Defoe (1722)'nin proto-pandemik romanına kadar, tarihi anların toplumsal kaydı bize yaşadıklarımızın ne anlama geldiğini izah ediyor. Bu belirsizlik zamanında hikaye anlatımı, edebiyat ve yazmanın değerini tasvir eden bir eylemdir.

 

İstinye Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü, İstinye öğrencilerinin, öğretim elemanlarının ve sağlık çalışanlarının bu tarihi anda dünyanın bu köşesinden ne düşündüklerinin,  hissettiklerinin ve gözlemlediklerinin kaydını oluşturmak için bir girişimde bulundu. İstinye ailesi mensupları olan çeşitli disiplinlerden öğrenciler ve öğretim üyelerini Pandemik Günlüğü çağrısına katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Bu gönderiler, mevcut durumumuz ve değişen dünyanın gelecekteki yansımaları ile ilgili kişisel gözlemler ve deneyimler hakkında olabilir.

Gönderimlerin iletileceği e-mail adresi: submissionsforleyla@gmail.com

 

Tüm Öğretim Elemanları (özellikle Tıpçılar) için: İstinye öğretim üyelerini yaklaşık 500-1,000 kelimelik yazılarla gözlem ve hikayelerini anlatarak katkıda bulunmalarını davet ediyoruz. Sağlık çalışanları ve araştırmacılar görünmeyen bir düşmana (virüse) karşı bu “savaş” ın ön sıralarında yer aldığından, Tıp Fakültesi üyelerinden hikayeler bizim için özel bir önem taşıyor. Çünki sağlık hizmetinde bulunanların hikayeleri, hastaların ve bakıcıların deneyimlerini dile getirmeleri açısından önemli olup, ileride hastalar ve sağlık hizmeti verenlere örnek teşkil edebilir ve derinden empati hissi uyandırarak sağlık kalitesinin daha iyi olmasını sağlıyabilir. Hastaları içeren öykülerdeki ayrıntılar ve isimler gizlilik/etik nedenlerle değiştirilmelidir.

 

Hikayelerinizi anlatma biçimi sizin tercihinize bağlı. Ancak aşağıdaki istemlere yol gösterici olarak yanıt verebilirsiniz:

 

• Bir sağlık uzmanıysanız, koronavirüs olayı hastaları tedavi etme/görme şeklinizi değiştirdi mi? Öyleyse nasıl?

• Sağlık alanında değilseniz, sağlık çalışanlarına bakış açınız değişti mi? Onlara karşı daha empatik hissediyor ve yüklerinin ne kadar ağır olduğunu düşünüyormusunuz?

• Bu Pandemi, bir sağlık uzmanı veya eğitimci olarak kendinizi hissetme ve düşünme şeklini değiştirdi mi?

• Koronavirüs genel olarak yaşama bakış açınızı değiştirdi mi?

• Hayatınızın bu döneminde size neler yardımcı oldu?

 • Manevi yaşamınız, inancınız veya din pratiğiniz yaşamınızdaki bu zor dönemden geçmenize nasıl yardımcı oldu?

• Bu dönemde başa çıkmanıza özellikle yardımcı olan nedir?

 

Öğrenciler için: Koronavirüs sırasında yaşamı nasıl yönettiğinizin hikayesini yaklaşık 300-1,000 kelimeyle (kısa kişisel anlatılar, şiir, kişisel makaleler) veya karışık medya formatında (yani çizimler gibi sanat eserleri, çizgi romanlar, veya fotoğraf halinde) anlatabilirsiniz.

 

Aşağıdaki istemlere yanıt verebilir veya bunları başlangıç ​​noktaları olarak kullanabilirsiniz:

 

• Bu dönemde neler okuyorsunuz/izliyorsunuz? (kitap/film yorumları önerebilirsiniz).

• Bu kriz sırasında sanat ve özellikle edebiyat size nasıl yardımcı oldu?

• Pandemi bulunduğunuz yeri / bölgeyi nasıl etkiledi?

• Evde sınırlı olduğunuz zamanlar ne göze çarpar oldu (ev eşyaları, objeler vs.)?

• Aileniz veya arkadaşlarınız bu zor dönemde size nasıl yardımcı oldu? Onlara nasıl ulaştınız?

• Salgı sonrasi ve öncesi internet/medyayı kullanımınız değiştimi?

• Koronavirüs genel olarak yaşama bakış açınızı değiştirdi mi? Öyleyse nasıl?

• Hayatınızın bu döneminde size neler yardımcı oldu (edebiyat, sanat vs.)?

• Manevi yaşamınız veya inancınız bu zor dönemden geçmenize nasıl yardımcı oldu?

 

Önemli not: Bu sunumlar Covid-19 ile ilgili giderek artan literatüre katkıda bulunmak umuduyla araştırma amacı için kullanılabilir. Tabii ki, siz katılımcılar önceden bilgilendirilecek ve tamamlanmış araştırmaya erişebileceksiniz. Değerli katkılarınız için teşekkür ederiz.

 

Dr. Leyla Savsar

İstinye Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü adına

 

Entry #1

BEING A NURSE IN THE COVID-19 ERA

04.07.20 

I used to have hope. When I look outside, look at the sky, I usually feel I can do anything in life. The birds, trees, stars, the sea connects me to life. But I don’t feel like that anymore. I feel like I took all the chances in life and nothing left. I’m 23 but I feel like 63. My thin legs don’t carry my burden anymore. What is my burden? My responsibilities. My responsibilities are my patients. Trying to hold a life when it’s hanging by on eyelids is hard. And doing it with other things at the same time is like carrying a time bomb. It’s impossible to breathe in these masks, see in these visors. I don’t know whom to care for or whom to heal. I left work an hour ago, barely arriving home. And people say they are bored at home...What a shame. Generally when I’m tired my legs shake. But for weeks it’s not like that. My whole body is trembling with fatigue. When I’m walking on the road maybe people think I’m drunk. 

 

Because of anxiety and suffering we break the hearts of our colleagues. My nurse friends are highly worried like me. Our working hours are worse now. We can’t even sleep or eat when the whole world is dying in our hands. We can’t go home and hug our parents. Today, one of our doctors told me “You are witnessing history. Live it.” These days people in the news say  that healthcare workers are superheroes. People clap us in their balconies every night. I don’t know if they are truly grateful or caught in the wave. They already knew how hard we’re working and bared their teeth. How many friends we lost trying to save the families of those ungrateful people? We lost count. But maybe we might have gained some more understanding ones. You win some, you lose some. I do have a superpower, indeed. I see the future. I see what we’ll have in next week or next month. I know the contagion stages. So it’s not hard to foresee that it might turn into a catastrophe. I wonder if this is a blessing in disguise. Is this a way of universe teaching humanity how to get themselves together? I’m angry at people. I’m angry at this era.

 

04.21.20

The streets are empty. Even though there are restrictions, the area I’m living in is generally not deserted. Because here is an area with a lot of hospitals and it’s near the metro. But today is different. We have dead silence. There is almost nobody on the entire road. Actually that’s what I was hoping for since the beginning, because the spreading of the virus is so fast and we have a whole community who don’t believe coronavirus. I can’t know myself right now that I’m not sad about a lockdown. Let me tell you about the İstanbul streets in lockdown. The streets, the city which they wrote poems for, they did battles for is now empty. Highways are null. The police doesn’t even ask me who I am cause they recognize my nurse ID card on my neck. They probably estimate that I’m a nurse or something even from afar. Otherwise who can go out in such situation?

 

As I was heading home, three ambulances and police cars passed by me swiftly. The sun was already gone. It was all dark and silent. I heard the TV sounds coming from neighbour’s window, all they talk was disease. Then, I waited in the traffic lights for a few seconds but there weren’t any cars. I just waited and listened to the sound of the beeping of the traffic lights for a while. Red, yellow, green... Lights changed but nobody was there except me. How bizzare, people used to push each other to cross over. It was like time had stopped or I was starring in a dystopic movie. Abandoned cars parked by the sidewalks were resting in peace, not polluting the air. Oh, the air... It’s really clear. It never smelled and looked this beautiful before, I swear. It’s not like İstanbul, but rather like pure village air.

  

05.25.20

Above were my previous thoughts; now more than one month passed after I wrote them. We nearly discharged all of the COVID-19+ patients. All around the world graphics which show the mortality seem to be getting better. But it’s still too early for us to relax since stil we didn’t eradicate the disease. At least I feel more relaxed. I don’t have that anxiety which was devouring me for so long. The sense of relief actually came when I saw the medicine sent from China and gave it to my patient and all the other procedures of course. But the irony hit my face. Chinese letters on the pills deeply impressed me. The infection might have started in P.R.C but I don’t blame them. The entire humanity is guilty. With science and ration, we can cure every bad things but still we deny their power and destroy nature and ourselves. Once my shift is ended and I was walking towards my home, I saw a tree with newly sprouted leaves in its body. I wanted to hug it and say sorry...

tree

   

We were already antisocials of the 21st century, and this situation doesn’t make a huge difference for the youth. But elders and youngsters seem to go insane. They are trapped in their homes not knowing that the value of a book or a film might give them pleasure. Why can’t people get along with their own families, or even have a conversation with each other? I wish them to see me. I wish them to see me working. In the world in which human relations are forbidden, I’m confined with the ones who are the reason for the restrictions. There are invisible lines I must not cross, but I have to cross them.

I don’t have to, but at the same time, I am much obliged...

When I’m in dilemma, I say to myself this cliche; If not now, when? If not me, who? 

I usually work night shifts and go to college in the morning. Now I have online classes and so many assignments, and I’m working day shifts as well. Sometimes I watch the online lessons during my lunch time at work or never. I don’t even know why I’m pushing myself so hard. I guess I like torturing myself without sleeping. Because at the times when I’m not sleeping, either I’m taking care of a patient or learning a beautiful work, or the life of an author or a poet, or I am learning a new culture of a society. Yes, my life is spent between poems and the lives of patients. As a literature student and a nurse at the same time, I tried to find relationships between literature and healthcare, ended up understanding they are the same thing in a way. Literature is an escape but it is the reality at the same time. Analyzing a poem and examining a patient is similar and not everyone understands the deeper meanings; symbols and symptoms. They both require patience, knowledge, and common sense. I wanted to live and leave a mark in this world. I still don’t know how.

I’m a dreamer in the nondreamers world. Is this the reason why I find this pandemic quite arcane?  Knowing that most of the great works in literature written in the time of plague gives me hope, I guess. People still keep going out without masks and stay close to each other. How funny this virus got people so confused. We don’t know how to live in peace and get along, but we can’t stay apart either. It is in our nature as human beings because “no man is an island.”

See? We’re doomed to live in unity people!